28 Ocak 2012 Cumartesi

Artistik yapıyordum abi!

Yağan kar yolda yayalar kadar araçlara da zor dakikalar yaşatıyordu.
Böyle karlı bir akşamüzeri kalabalık bir minibüsteyim. Şoför daha yeni kalkmıştı ki birden fren yaptı. Önünde çapraz bir şekilde önüne çıkmış beyaz bir taksi. Kalabalıktan dolayı olay anını tam göremedim ama duyduklarımı aynen aktarıyorum size. Şoför gayet yumuşak bir ses tonuyla:
- Güzelim fren yapma.
Hayli genç ve mahcup bir ses:
- Özür diliyorum abi, patinaj yapacaktım, artistik yapıyordum!
Yolculardan biri de gülerek:
- Bak bi de söylüyor. Dürüstlük yapıyor. Artistik yapacak havayı da buldun! dedi.
Öyle doğaldı ki gencin hali. Hepimiz tebessüm ettik. Hiç bu kadar kibar bir “minibüs” şoförü de görmemiştim :) Şoförün kibarlığı, gencin doğallığı bitirdi beni.

27 Mayıs 2011 Cuma

ARI....

İş yerinde dosyalardan bunaldığım günlerden birinde, biraz rahatlamak için dostlarımı arayayım dedim ve güllerle dolu bahçeye çıktım, konuşmağa başladık. Konuşmanın ilerleyen safhalarında arkadaşımla aramda şöyle bir diyalog geçti:


- Aaaa...

- Ne oldu?

- Sanırım burnumu arı soktu

- Burnunu arı mı soktu?

- Nasıl becerdin canım sen bu işi?

- Ne bileyim, sesninle konuşurken, sıkıntımdan kurtulduğumdan olsa gerek güller bana daha bir güzel geldi. Kokladım. Meğer içinde arı varmış.


İkimizde gülmeğe başladık. Her ne kadar burnum çok acısa da gülmektem kendimi alamadım. İkimizin de bittiği andı.

8 Mayıs 2011 Pazar

aşk

Bir gün AŞK'ı gördüm,
..............................

ve bittim...

Ya anne yaaa...

Geçenlerde kasapta ismi sorulan küçük bir kızın verdiği cevap bu.
...
-Senin adın ne ?
-Ayşegüüül...
(küçük kızın annesi gelir)
-A a kızıım neden gerçek ismini söylemiyosun?
-Ya anne yaaa...
...

:)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

MAKARNA....

İki halamın yaşıt iki oğlu liseyi biritmiş, üniversite eğitimleri için Sakarya'nın yolunu tutmuşlardı. Evden ilk ayrılışlarıydı. Ailelerinin kendileri için tuttuğu evede oturuken, acıkan karınlarını doyurmak için makarma pişirmeğe karar verirler. Bu arada arkadaşları da gelir, ortam kalabalıklaştığından bir paket makarna- çubuk olanından- haşlanmak üzere tencereye konur. Makarna pişer, sıra onu yağlamaktadır. Halamın oğlu makarnayı yağlamak üzere mutfağa gider. Ama bir daha gelmez. Arada bir seslenirler ona " olmadı mı daha?" cevap " bekleyin biraz"dır. Fakat daha fazla bekleyemezler ve mutfağa giderler. Karşılaştıkları manzara: bütün bir sana yağını çatala takmış, çubuk makarnaları teker teker yağlamakta olan ve " ya annemden bir daha makarma istemeyeceğim" diyen kuzenimdir.

22 Nisan 2011 Cuma

Adı Yok...

Benim kitapçıya gitme merakım vardır, her türlü kitaba bakarım. Kitaplar arasında vakit geçirmek çok eğlencelidir. Bir gün yine kitapçıdan döndüm arkadaşımla telefonda konuşuyordum.

-Aaa Ben kitap aldım bir kaç tane yarın getireceğim.
- Hımm... Adı ne?
-Adı yok.
- Ya adı nee?
- Dedim ya Adı Yok
- Rabia benimle dalga geçme adı ne şu kitabın?
- Kitabın adı "Adı Yok."
:)

30 Ocak 2011 Pazar

Yeğenim. Yine o.

Ablam yeğenimin yemeğini hazırlamıştı, onu sofraya çağırıyordu. Bizim atom karıncanın da hafif naz yaptığı günlerden biriydi. Bir şeyin talibi ne kadar çoksa değeri de o kadar artarmış ya. O misal ben de:
- “ayyy, abla ne güzelmiş bu yemek, ben yesem olmaz mı ya” dedim. Ablam da oyunuma katılarak ,
- “hayır teyzesi, o oğlumun” dedi. Ben de yeğenime:
- “uff, bu senin yemeğin mi ya, keşke ben sen olsaydım” dedim. O küçücük elleriyle yaptığı hareket bitirdi beni. Baştan aşağı bütün vücudunu elleriyle toplar gibi yapıp: “hooop, al, ben oldun” dedi. Şaştım kaldım. Gel de ısırma şimdi o yanaklarını.

10 Aralık 2010 Cuma

Düzeltmenin böylesi..

Anlatacağım hikayenin kahramanı bir marketler zincirinde idari müdür yardımcısı..
Tabi bu 3 dil bileceksiniz manasına gelmiyor.. Ben hikayeyi müdüründen dinledim..

MY can hıraş içeri girer ve söylenmeye başlar ya bu havada trafik çektiğim yetmiyor gibi banka mahvetti beni ne kadar çok bekledim...
M hangi bankaya gittin??
MY (yazıldığı gibi okuyun lütfen) citi banka.. cadde üzerinde varya.....
M O banka öyle mi okunuyor dilini eşşek arısı soksun...
MY ya boşversene ben bilmiyormuyum ingilizce de "c" lerin " k" okunduğunu "kitibank" tamam mı ne var yani...

28 Ekim 2010 Perşembe

Allah göstermesin...

Olay yeğenimin başından geçiyor. Okullar yeni başlamıştır ve okul bahçesinde garip haraketlerde bulunan bir çocuk görür arkadaşına şu çocuk çok garip davranmıyor mu? diye sorar arkadaşıda sen bilmiyormusun o çocuk kör der. Yeğenimin ağzından olaylar karşısında söylenen şu söz çıkar "Allah göstermesin." der. Arkadaşı nasıl yani? der.

12 Ekim 2010 Salı

Cv

Çalıştığım şirkette bünyemize yeni arkadaşlar katmaya yönetim olarak karar vermiştik. Bende CV'leri değerlendirip uygun olanları mülakata çağırıyordum. Cumartesi günü sabah saatlerinde bir iki kişiyi mülakat için çağırmıştım. Elimde bir sürü CV olduğundan hepsini yanıma alarak akşam bir gözden geçirmek istemiştim bu yüzden CV'ler benimle birlikte eve geldiler. Geç saate kadar onları inceledim. Sabah alelacele evden çıkınca haliyle CV'leri evde unuttum. Mülakata gelen beyfendi ile selamlaştıktan sonra beni mazur görmesini kendisinden rica ederek "dün geceki çalışmalarımın sonucu CV'leri evimde unuttuğumu" anlattıktan sonra kendisinde "yedek CV olup olmadığını" sordum. Varsa alıp fotokopisini çekeceğimi söyledim Gayet güleç yüzlü biriydi kendisinde "fazladan iki adet" bulunduğunu söyleyerek. Çantasından çıkarttığı bir CV'yi bana uzattı.

Ben CVyi incelemeye başlıyorum. Mehmet .... adına düzenlenmiş biraz kabarık bir CV.
Kendisine şirketimizin politikasından bahsediyordum. Bu arada iş hakkında bilgi vermeyi ihmal etmiyorum. Derken aramızda geçen diyalog beni bitiriyor.

"Mehmet Bey yurtdışında pazarlama okumuşsunuz gayet iyi." diyorum. Arkadaş bana biraz bön bön baktıktan sonra
"hımm" diyor.
"CV de doğum yeri yazmamışsınız. liseyi Ankara'da okumuşsunuz. Ankaralı mısınız?" diye soruyorum.
"Öylemi yazmışım hımm. Değilim" diyor bana şaşkın şaşkın bakmaya devam ediyor. Ben tuhaf bir şeyler seziyorum ama aklıma gelen tüm saçma fikirleri bertaraf ederek mülakata devam ediyorum.
"Askerliğinizi nerede yaptınız?" diye soruyorum
"Henüz yapmadım." cevabını alınca nezaketi elden bırakmadan hafiften gülümseyerek,
"Ancak burada komanda olarak yaptığınız yazıyor" diyorum. Mehmet Bey ayağa kalkarak masamın kenarına gelmeye yelteniyor. Ben zahmet etmesin diye CV'yi ona uzatıyorum.
"Ama bu CV benim değil ki!" diyor uzattığım CV'ye bakarak.
"Sizden aldığım CV bu" diyorum.
"Zaten benim adım da Mehmet değil, Bu kimin CV'si bilmiyorum." dediğinde benim koptuğum an oluyor. Yaklaşık olarak 10 dakika boyunca kendisine "Mehmet Bey" diye hitap edip asla yapmadığı öz geçmişi hakkında sorular sormama rağmen bana yanlış bir CV vermiş olabileceği hiç aklına gelmemiş olan, adının Mehmet olmadığını öğrendiğim kişiye bakıyorum. Bu arada içimden şaşkınlığın ve acziyetin ne boyutlara gelebileceğini düşünüyorum.

7 Ekim 2010 Perşembe

Sınıf gafları

Sınıfta yaptığımız gafları birbirimize anlatırken zamanında dersane öğretmenliği yapmış arkadaşım arkadaşlar sizin gaflarınızda bişeymi diyerek söze başladı;
' Dersanede sevdiğim sessiz akıllı bir sınıf vardı. Sene başından beri çok sessizdiler. Mart ayı geldi çeneleri açıldı. Konuşup konuşup duruyorlardı. Benimde buna artık iyice sinirim bozulmaya başlamıştı . Bir gün sınıfa girdim sınıf yine karkaşa içinde herkes birbiri ile konuşuyor. Anlattığımı kimse dinlemiyordu.Tahtaya bir şeyler yazarken uğultu ayyuka çıkıyordu hışımla döndüm öfkeli bir şekilde öff be ...yeter artık.... bu günlerde çok sex yaptınız...' dedim . Bir anda ne dediğimi kendimde duydum orada kala kaldım . Ne diyeceğimi bilemedim Ağzımı kapattım duluğumu şişirttim ve nefesimi bir anda kahkahayla patlattım tabi sınıfta kahkahaya boğuldu . İşte bittiğimiz bir andı bu an ..

5 Ekim 2010 Salı

Hastanede

O gün hastaneye ziyarete gitmiştim. Hastaların biri geliyor diğeri gidiyor. Hemşireler doktorlar canlarından bezmişler. Hep böylemi Allah kolaylık versin dedim. Hemşire yok bazen komik şeylerde oluyor dedi ve anlatmaya başladı.
Bir gün acile zehirlenmiş bir şeklide bir adam gelmiş. Doktorlar neden bu hale geldi ne içti diye yakınlarına sorarlar onlarda 'Ağzına sinek kaçtı ondan çok tiksindi ve ağzına RAİD sıktı' derler. Doktor gülmekten kendini alamaz . Bunca sitresin içinde tebessüm ederek işini yapmaya koyulur. Tüm Müdahaleler yapılır. Adam kendine gelir . Kendine gelir gelmez sorduğu ilk soru 'Sinek öldümü'.olur.

Sınıf gaflarım

Derse girdiğimde sınıf almış başını gidiyordu. Herkes ayakta erkekler kavga ediyor kızlar bağırışıyordu . Öyle sinirlendim ki öfkeyle 'susun ve herkes yerine otursun 'dedim. Sonra bende öğretmen masasına doğru gittim.Baktım öğretmen sandalyesi yerinden fırlamış oturacak yeri yok yerlerde geziyor. Sınıfa döndüm ve aynen' hangi ayı bunu yaptı ,bu sandalyeyi kırdı' dedim. Sınıf hep birden
' Fen bilgisi öğretmenimiz hocam' dediler.
İşte o an benim bittiğim andı.
Sadece dudaklarımı dişlerimin içine alıp içimden kahkaha attım.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Türk Börek Vakfı Ahmet Ermiş Pastanesi...

Arkadaşım ile birlikte arabayla o zamanlar oturduğum semt olan Bahçelievlere gelirken. Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Hastanesi önünden geçerken bir itirafta bulundu çocukluk yılların da bu tabelayı (Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Hastanesi) ne zaman görse hep Türk Börek Vakfı Ahmet Ermiş Pastanesi diye okurmuş. :))

24 Ağustos 2010 Salı

Bana Sor


Dün yeğenlerimle birlikte Sultanahmet meydanındaki 1001 icatlar çadırından çıkmış Eminönüne inerken yeğenlerimden biri mavi tişörtlü ve üzerinde "ask me" yazısı olan genç rehber arkadaşları görür ve
-"ask me" ne demek anne diye sorar ve annesi
-"Bana sor" der.Yeğenim yine sorusunu tekrar eder ve annesi
-"Bana sor, bana sor" diye yineler.
Yeğenimde zaten sana soruyorum anne ne demek der ve bizi bitirdiği an olur.